top of page
Ara

Biyolojik Tarıma Geçiyoruz

Bir belgesel izlemiştim; bir kaza geçirip hastaneye kaldırılan bir kişiye acil ilk müdahaleler yapılıyor. Sonrasında tedavinin devam edip etmemesi konusundaki karar hastanın ailesinin inisiyatifine bırakılıyor. Bu aşamada aile tıbbi müdahalenin devam etmemesine karar veriyor çünkü insan bedeninin doğal yapısı gereği iyileşmeye meyilli olduğuna, kendi hızında iyileşmesi için fırsat tanınması gerektiğine dair bir inanca sahipler. Bazı doktorlara ters gelmiş olsa da, hasta kendi hızında sağlığına kavuşuyor.


Acil dokunuşların ötesinde, temel kaynak ve ihtiyaçları mevcut olduğunda, insan bedeni kendisini hızlı şekilde onarıp, doğal ritminde güçleniyor. Doğa da aynı yetiye sahip. İnsanoğlu doğayı bozmadığımız sürece, kendisini onarabilecek güçte.


Geleneksel tarım bu gücün varlığına inanmıyor, hatta varlığından haberdar olmak dahi istemiyor. Mono tarım toprağın her aşamada insan müdahalesine, takviyesine, tedavisine muhtaç olduğu zannı ile hareket ediyor. Doğal tarım ise doğanın kendisini iyileştirme gücüne, acil bir müdahale haricinde toprağın kendisini iyileştirip besleyebileceğine güveniyor. Çünkü doğa bu güveni kazanacak kanıtları yüzyıllardır gözlerimizin önüne sermeye devam ediyor. Yanan ormanlar hızla yenileniyor. Onlarca yıl zehir atılmış, topraklar yeşeriyor. Onun gücüne inanmak ve güvenmek, bugün insanlık için çok zor olsa bile artık güvenmek zorunda kalacağımız bir döneme girdik. Çünkü sağlık gereği, tüketicilerin talepleri bu yönde değişmeye başladı bile. Salgın nedeniyle insanlar bağışıklık sistemlerini korumak için iyi beslenmek zorunda olduklarını anlamaya başladılar.

Bunun yanında üreticiler, ekonomik olarak tohum, fide, traktör, mazot, zehir vb, şeyleri satın almanın maliyetinin ne kadar büyük ve gereksiz bir külfet olduğunu fark etmeye; bellerini büken bu bedellerin yabancı firmalara aktığının, ülkemize bir fayda sağlamadığının ayırdına vardıkça, daha basit tarım yöntemlerine kaymaya başladılar bile.

Yakın bir süreçte insanlık, doğal tarım ile daha fazla verim, daha besleyici ve lezzetli ürünler alındığını görecek.


Doğal tarımın temelini şunlar oluşturuyor;

  • Toprağın mineral açısından yetersiz ve insanoğlunun takviyelerine muhtaç olduğu zannının aksine, binlerce yıl yetecek besine, minerale sahip olduğu, bu besinlerin ekilen ürün miktarı (yada tekrarı) ile hiç bir şekilde azalmayacağı gerçeği.

  • Toprakta yer alan besinlerin bitkiler tarafından emilebilmesi için, topraktaki mikro organizmaların var olmasının gerekliliği.

  • Toprak altında yer alan canlıların canlı kalabilmeleri için toprağı sürmekten, çapalamaktan, ağır makinelerle toprağın ezmekten acilen vazgeçilmesi gerektiği.

  • Ekim yapılan alanlarda bölgenin doğal yapısına uygun bitkiler ile tarım yapılmasının alınan verimi hızla arttıracağı gerçeği.

  • Tarımda çeşitliliğin, tarım alanına olabildiğince dahil edilmesinin önemi. Kardeş bitkiler, arı ve böcek çeken, farklı boylardaki bitkilerin (çalılık, ağaç vb) ana ürünlerle birlikte yetiştirilmeye başlanması. Bu çeşitliliğin ana ürünleri hastalıktan, zararlılardan koruyacak olması.

  • Doğa ananın yaptığı gibi, toprağın her daim örtülü olması; hiçbir zaman çıplak ve korumasız bırakılmaması. Aşırı yağmur, sert yağmur, dolu, sert rüzgarlar gibi hava koşullarından koruyacak olan örtücü bitkilerin her daim toprakta bulunması.

  • Toprağa gübre, kimyasal besin, zehir, 'doğal' olarak adlandırılan her hangi bir takviyenin (acil ve tek seferlik bir müdahale haricinde) toprağa katılmaması.

147 görüntüleme
bottom of page